DİL VE DÜŞÜNCE- FELSEFE İLİŞKİSİ
OSMAN HATUN

DİL VE DÜŞÜNCE- FELSEFE İLİŞKİSİ

Bu içerik 117 kez okundu.

İnsan denilen varlık dil ile düşünür. Düşünce, varlığını dil ile gerçekleştirir. Yalnızca düşünceyi gerçekleyen bir aracı değildir dil, düşünebilme yetisinin önkoşuludur. Dile hâkimiyetimiz ölçüsünde düşünce üretiriz, ürettiğimiz her düşünce de anadilimizi besler. Yani birbirinden ayrılamaz ve koparılamaz bir aforizmanın iki tarafıdır dil ve düşünce. (Dalkıranoğlu;2010)

Bu dünyaya açılmayı, dünyayı dil aracılığıyla kavramayı felsefe tarihinde ilkin Herakleitos dile getirmiştir. Felsefenin öteki alanları dışında dil felsefesinin gelişmesinde ilk adımı atan önemli filozoftur. Herakleitos “Gerçeği, söz haline gelmeden, başka deyişle dile dökmeden önce insanlar anlamadılar.” sözüyle dil-düşünce arasındaki ilişkiye dikkat çekmiştir. (www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG)

Descartes, dilin sadece insana has bir meleke olduğunu vurgular ve Descartes’ın, dilin sadece insana has bir meleke olduğu yargısının temelinde, şüphesiz ki yeryüzündeki varlıklar arasında “idealar”ın bir tek insanda bulunduğu kabulü yatmaktadır. Descartes’ın felsefesi açısından düşünce ve dil insanda, maddî ve biyolojik evrimin bir ürünü değildir; insanın bir akıllı ruh ile yaratılmış olmasının tezahürleridir. İdealar akıllı ruhta fıtratı/tabiatı icabı bulunduğu gibi, dil de insanda fıtrî bir melekedir. Tecrübenin ve öğrenmenin işlevi sadece, bu potansiyeli fiilî hale dönüştürmekten ibarettir.(Altınörs, Atakan; 2010:392).

Cordemoy, Descartes’ın dil anlayışına dayanarak sözün iki oluşturucu öğesinden birinin “ses”, diğerininse “anlam” ya da “idea” olduğunu savunur. Bu öğelerden ilkinin üretimi bedenin, ikincinin üretimiyse ruhun bir fonksiyonudur. Cordemoy’ya göre “konuşmak”, insanın düşündüklerini, anlama/idrak etme kabiliyetine sahip kimselere tanıtması veya iletmesidir. Söz, insanların bir ruhu olduğunun emaresidir. Bu itibarla, Descartes’ta gördüğümüz gibi Cordemoy için de söz, düşünen tek canlı türü olan insana özgüdür.(Altınörs, Atakan; 2010:393) 

Descartes’tan asırlar sonra Noam Chomsky ise, onun düşüncelerinden esinlenerek meşhur “Kartezyen dilbilim” teorisini geliştirmiştir. Tıpkı Descartes gibi Chomsky de dilin yalnızca insana has bir meleke olduğunu ve insanda düşük zekâ dereceleriyle marazî hallerde bile, problem çözme kapasitesi ve başka uyum davranışları sergilemekte kıt zekâlı bir insanı geçen bir maymunun asla erişemeyeceği seviyede dil becerisi bulunduğunu savunur. Chomsky, dili “öğrenmenin” ve konuşmanın yalın bir uyaran-tepki koşullanması ile açıklanamayacak bir zihinsel süreç olduğu üzerinde durarak davranışçı dilbilim teorilerine karşı çıkmıştır. .(Altınörs, Atakan; 2010:396) 

Vygotsky'e göre konuşmanın amacı, bebeklikten itibaren iletişim kurmak olduğundan, çocukta ilkin otistik düşünce ve konuşma yoktur, çocuk en başından itibaren sosyaldir. Bu nedenle, Vygotsky düşünce ve dil gelişimi modelini, Piaget’nin yaptığı “otistik, benmerkezci, sosyal” sıralamanın tersine, “sosyal,benmerkezci ve içsel konuşma” şeklinde kurmuş; düşünce ve konuşmanın gelişiminde, bireysellikten sosyalliğe değil, sosyallikten bireyselliğe doğru bir gidişatın olduğunu belirtmiştir.(Erdener; 2009:96)

Dil ve düşünce arasındaki ilişki değişik biçimlerde ifade edilmiştir: İlk görüş düşüncenin dilden bağımsız olduğunu ve dilin düşüncenin ifadesi için gerekli olduğunu; fakat düşüncenin varlığı için dile gerek olmadığını ileri sürer. İkinci görüş; bir kimsenin konuştuğu dilin türü, o kişinin düşüncesinin içeriği ve biçimini belirler. Düşünce ancak belirli bir dil ortamında oluşabilir, düşünce dilden ayrı düşünülemez. Üçüncü görüş ise; dil ve düşüncenin birbirlerini sıkı bir şekilde etkilediğidir.(Cüceloğlu;1997:214)

İnsanoğlunu öteki yaratıklardan ayıran en büyük özelliği, zekasının ve düşünme yeteneğinin varlığıdır. Hayal eden, düşünen ve duygulanan kimse, bunların sonuçlarım davranışlar veya söz olarak kendi benliğinin dışına aktarır. Bu aktarmada onun en büyük yardımcısı dildir. Şu halde dil, bir yönü ile insan zekasının, insandaki duygu ve düşünce gücünün en iyi anlatım aracıdır. Bu durumu dolayısıyla, o aynı zamanda kişinin iç dünyası ile çevresi ve dış dünyası arasında bağlantı kuran bir araçtır.

Dil ve düşünme işlevi arasındaki ilişki sorunu üzerinde en eski düşünürlerden günümüzdeki bilginlere kadar pek çok kimsenin zihin yorduğu görülür. Düşünce ile dil arasında uygunluk bulunduğu, dilin düşüncenin elbisesi veya formu olduğu anlayışı, Aristoteles tarafından savunulmuştur (Gündoğan;2000;1). Platon, düşünme ve konuşma eylemlerinin aynı şey olduğunu, yalnız içinden konuşma'nın ruhun sesi açığa vurmadan, kendi kendine konuşması sayılabileceğini belirtmiştir. (www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG)

Antik çağda insan "zoon logon ekhon" yani konuşan canlı olarak tanımlanmıştır. Logon logosla ilgili olup, iki anlamı ihtiva eder; söz ve düşünce. Logos kavramında düşünme ile konuşma, düşünce ile söz ve sözcük birbirinden koparılamaz şekilde kaynaşmış durumdadır. Antik çağın dil anlayışında dille düşünce bu şekilde aynîleşmiştir İnsan, varlığını ancak düşüncesi sayesinde anlar, bilir (Soykan; 1995)

Langacker, dille düşüncenin ilişkileri nelerdir, dil olmadan düşünebilir miyiz, düşüncemiz, dilimizin yapısınca mı biçimlendirilir?" sorularını ele alarak, düşüncenin bilinçli bir fikir uğraşı olarak incelendiğinde dilden bütün bütün ayrı olarak ortaya çıktığının saptandığına değinir. Müzik besteleme, heykel yapma gibi bazı işlerin dile bağlı olmadığını belirten bilgin, kimi zaman, düşüncelerimizi anlatacak sözcük bulamayışımızı da hatırlatarak "eğer dil olmadan düşünülemez idiyse böyle bir sorun ortaya çıkmazdı" biçimindeki kaygısıyla düşünmenin dilden ayrı var olabileceği görüşüne eğilim göstermektedir. Ancak, düşüncemizin en büyük bölümünün dille ilgili olduğunu kabul eder. Öte yandan, dildeki simgelerin özellikle adalet, demokrasi, özgürlük gibi soyut tasarımlarda önem taşıdığını kabul eder; örneğin adalet'in masa gibi somut bir tasarım uyandırmadığını, anlamının saptanmasının bu yüzden, zor olduğunu söyler.(www.felsefeekibi.com/site/default.asp?)

Langacker dille düşünceyi birbirinden ayırmakla birlikte kimi soruları cevaplandırmakta güçlük çekmektedir. Soyut kavramlar sorunu bunlardan biridir. Gerçekten, adalet, vicdan, merhamet, insaf, tavsiye, erdem, bezginlik gibi kavramları acaba dil olmadan, dile baş vurmaksızın düşünmeye, kolaylıkla anlatmaya olarak var mıdır? Konunun bu yönleri göz önünde bulundurulunca, dil olmadan, düşüncenin gerçekleşemeyeceği yargısı ağırlık kazanmaktadır. Langacker'ın hatırlattığı, kimi zaman, düşündüklerimizi anlatacak sözcük bulamadığımız gibi durumlar, doğrudan doğruya bu sorunla ilgili değildir. Çünkü kişinin zihin yorgunluğu, içinde bulunduğu ruhsal ve fiziksel koşullar, kültür düzeyi (gerekli sözcükleri öğrenmiş olup olmadığı) burada etkili olabilir. (Tübitak, Bilim ve Teknik Dergisi,:2007)

Dil mi öncedir, yoksa düşünce mi öncedir? Yani insan konuştuğu için mi düşünür; düşündüğü için mi konuşur, sorusu yüzyıllardır tartışılmış, konuya bilimsel bir çözüm getirilememiştir. Eflatun, “Düşünme sessiz bir konuşmadır.” derken dile öncelik tanıyordu. Ancak sağır ve dilsizler üzerinde yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır ki; insanda zihin işlemlerinin kurulmasında, bir başka ifadeyle düşüncenin oluşmasında zihin etkinliğinin de rolünün önemli olduğu kabul edilmektedir. Her ne kadar görsel imgeler, sesler ve hareketlerle de düşünsek de çoğu düşüncemiz kendimizle yaptığımız sessiz konuşmalardan meydana geliyor. (Tübitak, Bilim ve Teknik Dergisi,:2007) 

Düşünce dediğimiz eylemin süreci, çok karmaşık ve girift, üstelik düzenli bir sırası da yoktur. Aslında hepsi beynimizin içinde kendiliğinden gelişen monologlar halindedir. Beyninin içinden, kendi kendine konuşur gibi, yani dil ile. (Dalkıranoğlu;2010)

Leibniz, dilin zihnin aynası olduğunu, zihin ile dilin birimine karşılıklı olarak bağlı bulunduğunu, kelimelerin sadece düşüncelerimizi başkalarına bildirmek için değil, kendi kendimize düşünürken de gerekli olduğunu; zihnin hem başkaları ile konuşurken, hem de düşünürken, nesnenin yerine kelimeyi koyduğunu, nesnenin yerine bu kelimeyi koyma işinin zihnin işlemesini kolaylaştırdığını; kelimelerin zihnin rakamları ve bonoları gibi olduğunu; kelimelerin ne kadar iyi, ne kadar kullanışlı, ne kadar açık, olursa; zihnin de o kadar iyi söyleyebileceğini; bu yüzden de dildeki kelimelerin anlaşılır ve açık seçik olmasının iyi düşüncelerin ve kanıların zihnin hizmetinde bulunması demek olacağını; dilin bir yandan zihnin bir anlatma aracı, öbür yanda zihni yoğuran bir şey olduğunu belirterek zihin dil ilişkisini açıklamaya çalışmıştır. (www.edebiyatekibi.com/index.php?option=com)

Dil ister düşünceyle özdeş kabul edilsin; isterse ondan bağımsız sadece bir dışa vurum aracı olarak kabul edilsin, aralarında çok güçlü bir etkileşim vardır. Kelime hazinesi ve cümle yapılarının temelde insan beyninin biyolojik özelliklerinden etkilendiği, başka bir deyişle, dili dil yapan pek çok kural ve yapının beyinlerimizin işleyiş şekliyle uyum göstererek evrimleştiğini varsayabiliriz. (Tübitak, Bilim ve Teknik Dergisi,:2007) 

Dil felsefesinin kurucularından sayılan Wilhelm von Humboldt'a göre; dil düşüncenin yalın bir aracı olmanın ötesinde düşünceyi yaratan bir şeydir. Olmuş, bitmiş bir şey, ürün değil bir etkinliktir der.( Akarsu, Bedia;2010) Öyle ki dilin yapısıyla bütün öteki entelektüel etkinliklerin başarısı arasında açık bir bağlantı vardır: "Ancak yüksek bir olgunluğa erişen dillerde gerçek bir düşünce etkinliği meydana gelebilir.(Naci;1995)

Düşünme çıkarımlar yapma, kavramlar ve önermeler arasında bağlantı kurmadır. Kavram ve önermelerin içinde yer aldığı bağlam da dilin bütününü oluşturur. Bu kavramlarla insan kendine bir dünya yaratıyor: Kültür Dünyası; sanat, bilim, felsefe hep kavramlarla dille bağlı. Dilin gücü düşünmeyi yaratmasındadır. Dile dökmeden, dil kalıbına yerleştirmeden gerçekliği anlayamıyor, üzerinde düşünemiyoruz. Dünyayı dil yoluyla kavrıyoruz. Bu düşünce felsefe tarihinde pek çok filozofta karşımıza çıkar. Örneğin; Humboldt, “Dünyayı kavramlara dönüştürme”, Cassirer, “Dünyayı simgeleştirme”, Wittgenstein “Dünyayı resimleme”, Weissgerber, “Dünyayı sözcüklendirme, adlandırma”dan sözeder. (Akarsu, Bedia;2010)

Dil ile felsefe birbirini destekleyerek dil felsefesini ortaya çıkarırlar. Bir dil ne kadar zenginse felsefesi de o nispette zengindir. Diğer bir ifadeyle felsefe yapabilen diller zengin diller arasında yer alır. Dil ve felsefe birbirini desteklediği oranda ilerleme kaydederler. Birinin gelişmesi diğerine bağlıdır. Daha açıkçası dili gelişmiş milletlerin felsefesi de gelişmiş demektir. (Akarsu, Bedia;2010)

Sonuç olarak felsefe, düşünce odaklıdır ve felsefe yapabilmemiz için düşünmemiz gerekir. Düşünebilmemiz için ise, düşüncelerimizi zihnimizde adlandırıp anlamlandırmaya yani dile ihtiyaç duyarız.

 

KAYNAKÇA

Akarsu, Bedia. Felsefe Açısından Dil, (kisi.deu.edu.tr/binnur.kavlak/kitaplar/dil),2010

Altınörs, Atakan. Düşünce ve Dil Arasındaki İlişkiye Descartes’in Yaklaşımı. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. İstanbul: Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü,2010

Atkinson, Rita ve Richard Atkinson. Psikolojiye Giriş. İstanbul: Sosyal Yayınlar,1995

Cüceloğlu, Doğan. İnsan Davranışı. İstanbul: Remzi Yayınevi, 1997

Dalkıranoğlu, Belkıs. Felsefenin Ahlakı Dile Omurgadır. (www.cogitoergoboom.com):2010

Gündoğan, Osman Ali. Dil-Düşünce ve Varlık İlişkisi. Muğla: Muğla Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, 1998

Erdener, Eda. Vygotsky’nin Düşünce Ve Dil Gelişimi Üzerine Görüşleri: Piaget’e Eleştirel Bir Bakış. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, s:7, 2009

Soykan, Ömer Naci. Felsefe ve Dil. İstanbul: Kabalcı, 1995

_______Tübitak, Bilim ve Teknik Dergisi,:2007

Weber, Alfred. Felsefe Tarihi. İstanbul: Sosyal Yayınlar,1998

www.tr.wikipedia.org/wiki/Felsefe

www.tr.wikipedia.org/wiki/Dil

www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/dusunce.htm#dusunce)

www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1164.

www.odevarsivi.com/dosya.asp?islem=gor&dosya_no=147055

www.yararlibilgiler.net/dusunce-nedir?

www.edebiyatekibi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=647&Itemi)

www.aktifbir.com/forum/f63/analitik-felsefe-131/)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
2017 KPSS A Grubu ve Öğretmenlik Sınav Giriş Yerleri Açıklandı.
2017 KPSS A Grubu ve Öğretmenlik Sınav Giriş Yerleri Açıklandı.
2017 İlkbahar ALES Soru ve Cevapları
2017 İlkbahar ALES Soru ve Cevapları